Hayvanlar Alemi | Doğa

Sapiens Özet | Kısa Özeti

Önemsiz Bir Hayvan

 

Tarihin akışını üç önemli devrim şekillendirdi: Bilişsel Devrim, yaklaşık 70.000 yıl önce başladı. Tarım Devrimi 12.000 yıl önce gerçekleşti. Sadece 500 yıl önce başlayan Bilimsel Devrim. Bu kitapta bu üç devrimin, insanları ve çevremizi nasıl etkilediğinin hikayesini anlatılmaktadır.

Tarih öncesi insanlar hakkında bilinmesi gereken en önemli şey, çevreleri üzerinde maymunlardan, yılanlardan veya istiridyeden daha fazla etkisi olmayan önemsiz hayvanlar olduklarıdır.

Tahmini 6 milyon yıl önce, bir dişi maymunun iki çocuğundan biri şempanzelere evrilirken diğeri atamız olup bize (homo sapiense) evrildi.

Nesiller boyunca farklı farklı insan türleri oldu. Yani sapiens tek insan türü değildi. Örneğin Homo Floresiensis. Bu tür cücelerden daha kısa boya sahipti. Bizim atalarımız gibi taş aletler bile üretebildiler ve hatta adanın bazı fillerini avlamayı bile başardılar.

Bugün çokça tilki, ayı ve domuz türü var. Yüz bin yıl önceki dünya, en az altı farklı insan türü tarafından yürüdü. (Yani şu ana kadar bulabildiğimiz insan türleri bunlar)

130 kilo ağırlığındaki memelilerin ortalama beyin büyüklüğü 12 cm’dir. 2,5 milyon yıl önce en erken kadın ve erkekler, yaklaşık 36 cm küp beyinleri vardı. Modern Sapiens ortalama 73-85 metreküpe sahiptir. Neandertal beyinleri aslında daha büyüktü. Fakat önemli olan boyu değil işlevi 🙂

Homo Sapiens’in beyninin toplam ağırlı, vücut ağırlının yaklaşık yüzde 2’si ila 3’ünü oluşturmaktadır. Ama muazzam bir enerji harcamaktadır. Toplam harcanan enerjinin %25’i beyin tarafından harcanmaktadır.

Arkaik insanlar büyük beyinlerinin olmasının bedelini iki şekilde ödediler. Öncelikle, yiyecek aramak için daha fazla zaman harcadılar. İkincisi, kasları diğer canlı türlerine göre işlevsiz hale gelmeye başladı.

İnsan türünün başka dezavantajları da vardı. Dik bir yürüyüş daha dar kalçalara ihtiyaç duyuyor, doğum kanalını daraltıyordu. Bu durum kadınlar için büyük bir tehlike haline geldi. Çünkü doğumlarda dar kalçalar büyük bir acı demekti. Erken doğum yapan kadınlar nispeten küçüktü . Doğal seleksiyon sonuçta daha erken doğumları destekledi.

Aslında, diğer hayvanlarla karşılaştırıldığında insan gayet işlevsiz olarak doğar. Bir tay doğumdan kısa bir süre sonra yürüyebilir. Bir yavru kedinin doğumuna tanık olur. Pek çok yırtıcı hayvan bir kaç haftada ava katılır. İnsan bebeklerse çaresizdir. Yıllarca süren korunmaya ve bakıma muhtaç durumdadırlar.

Uzun bağırsaklar ve büyük beyinler hem büyük enerji tüketicileridir. Bağırsakları kısaltarak ve enerji tüketimini azaltarak, yanlışlıkla yemek pişirme Neandertaller ve Sapiens’in daha da büyük beyinlere sahip olmasına yolu açmıştır .

Homo Sapiens “cennetten kovulduğunda” Avrasya’nın çoğu başka insanlar tarafından sahiplenilmişti. Sizce onlara ne oldu? İki ihtimal mevcuttur. Karışma ve soykırım.

Tolerans bir Sapiens markası değildir. Modern zamanlarda, ten rengi, lehçesi veya dinindeki küçük bir fark, bir Sapiens grubunu başka bir grubu imha etmeye zorlamak için yeterlidir. Eski insanlar daha fazla ayrılıkçı ve tutucuydu. Sapiens, Neandertallerle karşılaştığında, sonucun tarihteki ilk ve en önemli etnik soykırım olduğu söylenebilir.

Bilgi Ağacı

 

Farklı düşünmeye başlama ve karmaşık iletişim kurma 70.000 ila 30.000 yıl önce olan, bilişsel devrim olarak adlandırdığımız büyük değişimin ilk adımlarıdır.

Bunu sağlayan şey şüphesiz ki dildi. Dilimiz dedikodu yapmak için gelişti. Bu teoriye göre Homo sapiens bir sosyal hayvandır. Sosyal işbirliği, hayatta kalmanın ve daha da güçlenmenin anahtarıdır.

Bildiğimiz kadarıyla sadece Sapiens, hiç görmedikleri, dokunmadıkları veya koklamadıkları her türlü varlıktan bahsedebilir. Soyut kavramların yaratılması insanın zihnini daha da geliştirmiştir. Ancak kurgu bize sadece bir şeyleri hayal etmemizi değil, bunu toplu olarak yapmamızı da sağladı.

Bu efsaneler, Sapiens’e çok sayıda esnek bir şekilde esnek işbirliği yapma becerisi kazandırmaktadır.

Sapiens hiç tanımadığı yabancıyla sayısız esnek bir şekilde işbirliği yapabilir. Bu yüzden Sapiens dünyaya hükmederken, karıncalar artıklarımızı yiyorlar ve şempanzeler hayvanat bahçelerinde ve deneylerde insanlık için kullanılıyorlar.

Sosyolojik araştırmalar, bir grubun maksimum ‘doğal’ boyutunun yaklaşık 150 kişi olabileceğini göstermiştir. Zaten bundan daha fazlası kaosa yar açacaktır.

Herhangi bir büyük ölçekli insani işbirliği – ister modern bir devlet, ister ortaçağ kilisesi, ister antik bir şehir, gerekse antik bir kabile – insanların ortak hayal gücünde var olan ortak mitlerden oluşur.

Hiç tanışmayan iki Müslüman, bir cami inşa etmek için ya da cihat etmek bir araya gelebilir. Çünkü her ikisi de Tanrı’nın olduğunu ve Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğuna inancı var. Devletler ortak ulusal mitlere dayanır.

Hiç tanışmayan iki Türk, birbirlerini kurtarmak için hayatlarını tehlikeye atabilir; çünkü her ikisi de Türk milletinin, Türk vatanının ve Türk bayrağının bir değeri olduğuna inanıyor. Yargı sistemleri, yasal hukuk mitlerine dayanır. Bununla birlikte, hiç tanışmayan iki avukat tam bir yabancıyı koruma çabalarını birleştirebilir, çünkü her ikisi de yasaların, adaletin, insan haklarının ve ücretlerinin verileceğine inanır.

Evrende tanrılar, milletler, para, insan hakları, yasalar ve insanların ortak hayal gücü dışında yoktur. Bunlar insanların sonradan yarattığı soyut kavramlardır.

Yalan söylemekten farklı olarak, hayal edilen bir gerçeklik herkesin inandığı bir şeydir ve bu toplumsal inanç devam ettiği sürece, hayal edilen gerçek dünyaya etki eder. Zamanla yerlerini yeni hikayeler yer alır ve sonra tarih kitaplarına konu olurlar.

Birleşmiş Milletler, hükümetlere insan haklarına saygı göstermesini talep ederken BM, hükümetler ve insan haklarının tümü hayallerimizin birer ürünü olsa da kimse yalan söylemiyordu.

Şempanzeler ile aramızdaki temel fark; çok sayıda kişiyi, aileyi ve grubu birbirine bağlayan efsanevi yapıştırıcı, ortak hayal gücümüzdür. Bu yapıştırıcı bizi yaratıcıların ve yaratılışın ustaları haline getirmekte.

Adem ve Havva’nın Yaşamında Bir Gün

 

Yemek yeme alışkanlıklarımız, çatışmalarımız ve cinselliğimiz avcı-toplayıcı zihinlerimize dayanmaktadır. İnsan oğlunun evriminin devasa kısmı avcı-toplayıcı yaşamına göre evrilmiştir. Dolayısıyla

Örneğin Barí Yerlileri arasında olduğu gibi, ortak babalıkların uygulandığı günümüz insan kültürleri mevcuttur. Bu toplumun inancına göre nitelikli çocukların doğması için kadının birden fazla erkek tarafından döllenmesi gerekmektedir. Böylece çocuğu sadece en iyi avcının değil, aynı zamanda en iyi hikaye anlatıcısının en iyi hikaye anlatıcılarının niteliklerinden faydalanacaktır.

Eski avcı-toplayıcı topluluklar, modern toplumlardan daha toplumsal ve eşitlikçi olma eğiliminde olsalar da, bazı araştırmacılar kıskançlık geninin güçlü olmasını tek eşliliğe delil olarak sunmaktadır. Tabi bir takım avcı toplayıcıların çok eşli olduğu kanıtlanmıştır. Hakim görüş atalarımızın çok eşli olduğu yönündedir.

Antik Çağ avcısı-toplayıcıların kullandığı aletlerin çoğu ahşaptan yapıldığı için, Taş Devri, daha doğru bir şekilde Ağaç Devri olarak adlandırılmalıdır .

Homo Sapiens’in ”doğal yaşam tarzı” hakkındaki ateşli tartışmalar ana noktayı kaçırmamıza sebep oluyor. Bilişsel Devrim’den gerçekleşmeye başladığından bu yana, Sapiens için tek bir yaşam tarzı olduğuna inanabilir misiniz?

Ortalama Sapiens’in beyinleri avcı-toplayıcı zamanında çok güçlüydü. Ve bu oran çok yüksek olduğuna dair elimizde bulgular mevcut. O dönemde hayatta kalmak, herkesin üstün zihinsel yetenekler geliştirmesini gerektiriyordu. Tarım ve sanayi sonrasında toplumdaki “embesiller” in yaşama şansı arttı. Bir su taşıyıcısı veya montaj hattı işçisi olarak çalışarak hayatta kalabilirsiniz ve mükemmel genlerinizi gelecek nesillere aktarabilirsiniz.

Avcı toplayıcı atalarımızın yaşam süresi bizimkinden çok daha kısaydı. Zaten bir çok bebek doğum sırasında ölüyordu. Hayatta kalanlar da günümüze oranla ciddi oranda azdı. Bunun temel sebebi tahmin edilemez yaşam koşullarıydı. Tarım Devriminin kurbanları ise daha büyük acılar çekti. Bulaşıcı hastalıklar ve kıtlık gibi durumlar yüzünden atalarımız çok çekti.

Sel

 

Okyanusya kıtasına açılan dedelerimiz devasa hayvanlarla karşılaştılar. Bir çoğunun neslini tükettiler. Hayatı boyunca bir iki yavrusu olan bu devasa hayvanlar bu cılız maymunu gördüğünde ürkmedi. Kısa bir sürede güzel bir katliamı başardığımızı söyleyebiliriz.

M.Ö. 14.000 dolaylarında bazıları Sibirya’dan Alaska’ya tatile çıktı. Yeni bir dünya keşfettiklerini bilmiyorlardı. Kıtada binlerce çeşit hayvan türü mevcuttu. 2 bin yıl içinde onların da soyunu kuruttuk.

Muhtemelen daha fazla insan Birinci Dalga ve İkinci Dalga tükenmelerinden haberdar olsaydı, parçası oldukları Üçüncü Dalga hakkında daha az kayıtsız kalırlardı. Zaten kaç tür yok ettiğimizi bilseydik, hala hayatta kalanları korumak için daha fazla çaba sarf ederdik.

Tarihin En Büyük Dolandırıcılığı

 

Tarıma geçiş, MÖ 10.000 yıl kadar önce Türkiye’nin Güney Doğusu civarlarında başladı. Bir çok hayvan ve bitki 1-2 bin yılında evcilleştirildi. M.S. ise evcilleştirilmiş hemen hemen her şey onların mudavimi veya benzer türleridir. Aklımız avcı-toplayıcılarınki ise, mutfağımız eski çiftçilere aittir.

Tarım Devrimi, yeni ve kolay bir yaşam getirmek yerine, çiftçilere genel olarak daha zor ve daha az tatmin edici bir hayat bıraktı . Avcı-toplayıcılar zamanlarını daha teşvik edici ve çeşitli şekillerde harcadılar. Aynı zamanda hastalık ve açlık daha düşük tehlikeydi.

Tarım Devrimi, insanlığın elindeki toplam gıda miktarını kesinlikle arttırdı, fakat çeşidi azalttı. Bununla birlikte nüfus patlaması yaşandı. Çocukları daha fazla beslenebilsin diye daha fazla üretken olan çiftçiler daha fazla çocuk yaptılar. Bu Tarım Devrimi tarihin en büyük sahtekarlığıydı .

Suçlular, buğday, pirinç ve patates gibi bir avuç bitki türüydü. İnsanlar onları evcilleştirmeye çalışırken, onlar Homo Sapiens’i evcilleştirdi. Temel evrimsel hayatta kalma ve üreme kriterlerine göre buğday, dünya tarihindeki en başarılı bitkilerden biri haline gelmiştir. Eskiden dünya üzerindeki buğday çok azdı. Şimdi ise dünyada devasa bir mekan kaplamakta.

Yeni tarımsal işler o kadar çok zaman gerektiriyordu ki, insanlar buğday tarlalarının yanında kalıcı olarak yerleşmek zorunda kaldılar. Bu durum insanların yaşam tarzlarını tamamen değiştirdi.

Buğday yetiştiriciliği, bölge birimi başına çok daha fazla gıda sağladı ve böylece Homo sapiens’in katlanarak çoğalmasını sağladı. Bu, Tarım Devrimi’nin özüdür: daha kötü koşullarda daha fazla insanı hayatta tutma yeteneği.

İnsanlar, birçok memeli gibi, üremeyi kontrol etmeye yardımcı olan hormonal ve genetik mekanizmalara sahiptir. İyi zamanlarda dişilerin hamile kalma şansları daha yüksektir. Kötü zamanlarda ergenlik geç kalır ve doğurganlık düşer. Hamile kadının ve bebeğin bakımını üstlenmesi için gereken koşullar Tarım Devriminde çok daha kolay karşılanabilir duruma geldi.

Tarihin az sayıdaki demir yasasından biri, lükslerin gereklilik haline gelme ve yeni yükümlülükler ortaya koyma eğiliminde olmasıdır. İnsanlar belli bir lükse alışınca, bunu olağan durum olarak görüyorlar. Elektrik kaç yıllık icat? Şu an sahip olduklarınızı düşünün, göreceksiniz ki hepsinin mazisi çok kısa ve neredeyse hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldik.

Ve son olarak Tarım Devrimi’nden alabileceğimiz en önemli ders: Evrimsel başarı ile bireysel acı çekme arasındaki bu tutarsızlık vardır.

Bina Piramitleri

 

Tarım Devrimi gelecek hakkında bilgi sahibi olmanın önemini arttırdı. Çiftçiler her zaman geleceği akıllarında tutmalı ve hizmetinde çalışmalıydı.

Modern çağın sonlarına kadar, insanların yüzde 90’ından fazlası köyde yaşıyordu. Ve üretilen ürünlerin ihtiyaçtan fazlası elit azınlıkları (kralları, devlet görevlilerini, askerleri ve rahipleri) beslerdi. Tarih, diğerleri tarla sürerken ve su kovalarını taşırken çok az insanın kitaplara yazıldığı bir şeydir.

Günümüz Homo Sapiens’i yurtdışındaki tatillerde çok para harcamaktalar. Çünkü romantik tüketim efsanelerinin gerçek olduğuna inanırlar. Romantizm, insanın potansiyelini kullanabilmesi için farklı şeyler denemesi gerektiğini söyler. Kendimizi geniş bir duygu yelpazesine açmalıyız; çeşitli ilişki türlerini örnek almalıyız, farklı mutfakları denemeli, farklı müzik tarzlarından zevk almayı öğrenmeliyiz . Çeşitliliği teşvik eden romantizm, tüketicilikle örülür.

Eski Mısır’ın seçkinleri gibi, çoğu kültürdeki çoğu insan yaşamını piramit inşa etmeye adamıştır. Bu piramitlerin sadece isimleri, şekilleri ve boyutları bir kültürden diğerine değişir. Örneğin, yüzme havuzlu banliyö, bir yazlık veya kıskanılacak manzaralara sahip pırıl pırıl bir villa.

Bellek Aşırı Yüklemesi

 

MÖ 3500 yılları civarında bazı Sümer dahiler, büyük miktarlarda matematiksel verileri işlemek için bilgiyi beyinleri dışında depolamak ve işlemek için özel bir sistem icat ettiler. Sümerler tarafından icat edilen veri işleme sistemine ‘yazma’ denir. Onlar için küçük ama insanlık için büyük bir adımdı.

Biliyor muydunuz? Tarihin ilk metinleri hiçbir şiir, efsane, yasa veya hikaye içermez. Sıkıcı vergi bilgileridir. Kim ne satın almış, ne kadar borcu varmış? Tarihin ilk yazıtları bunlardır. Yazı, insan bilincinin en önemli ürünlerinden biridir.

Tarihte Adalet Yoktur

 

Hinduizm inancına göre göre, rahiplerin, savaşçıların, tüccarların ve hizmetkarların yaratıldıkları yer farklıdır. Rahipler ve savaşçılar yaratılış olarak diğerlerinden üstündürler.

Ortalama bir beyaz, zencilerin aptal ve başarısız olduğuna delil olsun diye, onların çok fazla bilim adamı ve filozof çıkaramadığını, liderlerin ve profesörlerin var edemediği, üst tabaka ve zenginlerin hep beyazlar olduğunu ve siyahların bu konularda çok nadiren önde olduğunu öne sürebilir. Aslında gözlemi doğru fakat elde ettiği sonuç yani “zenciler aptaldır” iddiası hatalıdır.

Zencilerin, çingenelerin ve fakirlerin bahsettiğimiz tarzdaki konularda başarılı olamayışının sebebi onların doğuştan DNA’larında bulundurdukları zenci geni, çingene kodu değildir. Küçük yaştan beri varoş mahallesinde yaşayan ve zorlu bir çocukluk geçiren ortalama bir fakirin büyüdüğünde Descartes olmasını bekleyemezsiniz. Ortalama bir ailenin ikiz çocuğu doğduğunda birini eğitime önem veren saygın bir iş adamına verelim, diğerini de hiç eğitim görmemiş maddi sıkıntı çeken ve gettoda yaşayan bir aileye verelim. Sizce bu iki ikiz kardeş eşit fırsatlara sahip olabilecekler mi?

Başarısızlık genelde bir kısır döngüdür. Bu tür kısır döngüler yüzyıllar boyunca devam edebilir, hatta binlerce yıl boyunca sürebilir ve bu da tarihsel bir olaydan fırlayan hayali bir hiyerarşiyi sürdürür. 

Adaletsiz ayrımcılık çoğu zaman, daha da kötüleşir. Para paraya getirir ve yoksulluk da yoksulluğu. Eğitim eğitime, cehalete ise daha çok cehalete yol açar. 

Tarih tarafından mağdur edilenlerin bir kez daha mağdur olmaları olasıdır. Ve tarih de imtiyazlı olanların tekrar imtiyazlı olmaları daha büyük bir ihtimaldir.

Kültür, yalnızca doğal olmayanı yasakladığını iddia etme eğilimindedir. Ancak biyolojik açıdan bakıldığında doğal olmayan şey zaten nasıl olabilir ki? Mümkün olan her ne ise tanımı gereği doğaldır. Doğanın yasalarına aykırı olan gerçek dışı bir davranış zaten var olamaz. Hiçbir kültür, erkeklerin fotosentezini, kadınların ışık hızından daha hızlı koşmalarını ya da çiçeklerin konuşmasını yasaklamaz.

Efsaneler; biyoloji yerine, kadın ve erkeğin rollerini, haklarını ve görevlerini tanımladığından, “erkeklik” ve “kadınlık” kavramlarının anlamları bir toplumdan diğerine büyük ölçüde değişiklik gösterir.

En yaygın teori, erkeklerin kadınlardan daha güçlü olduklarını ve kadınları itaat ettirmeye alıştırmak için fiziksel güç kullandıklarını söylemektedir.

İlk olarak, “erkeklerin kadınlardan daha güçlü olduğu” ifadesi yalnızca ortalama olarak ve yalnızca belirli güç türleriyle ilgili olarak doğrudur. Kadınlar genellikle açlığa, hastalığa ve yorgunluğa erkeklerden daha dayanıklıdır. Kadınlar, tarih boyunca, tarlalarda, el işlerinde ve evlerde zor el emeği ile uğraşırken, az fiziksel çaba gerektiren (rahiplik, hukuk ve politika gibi) işlerden dışlanmıştır. Sosyal güç, fiziksel güç veya dayanıklılıkla doğrudan ilişkiliyse, kadınlar bundan daha fazlasını almış olmalılar.

Homo Sapiensler arasında güç ile sosyal güç arasında direkt olarak bir ilişki yoktur. Yirmili yaşlarındaki gençler yaşlılardan daha güçlü olsalar bile, genellikle yirmili yaşlarındaki insanlardan daha üst konumdadırlar. Mafya babası vasatken altındaki ayı cüsselileri yönetir, cezalandırır ve hiç bir karşılık veremezler. Demek ki fiziksel güce sahip olmak lider olma da önemli bir kriter değil.

Bir başka teori, eril baskınlığın güçten değil saldırganlıktan kaynaklandığını açıklar. Milyonlarca yıllık evrim, erkeklerin kadınlardan daha fazla şiddetli olmasını sağladı. Kadınlar nefret, açgözlülük ve kötüye kullanma söz konusu olduğunda erkekleri geçebilir, ancak bıçak kemiğe dayandığında erkekler fiziksel güç kullanmaya daha meyillidir. Bu nedenle tarih boyunca savaş erkeklere özgüydü.

Erkekler, doğurgan kadınları hamile bırakmak için birbirleriyle yarıştı. Bir bireyin üreme şansı her şeyden önce diğer erkeklerden daha iyi performans gösterme ve onları alt etme yeteneğine bağlıydı. Zaman geçtikçe, onu yeni nesillere ulaştıran eril genler, daha hırslı, saldırgan ve rekabetçi erkeklere ait olanlardı.

Kadınsa çocuğuna bakması ve hamile zamanlarında kendine göz kulak olması için erkeklere ihtiyaç duydular. Hangi şartlar altında olursa olsun sadık kalması dışında başka bir seçeneğe sahip değildi. Zaman geçtikçe, onu yeni nesillere ulaştıran feminen genler, itaatkar ve bakıcı olan kadınlar oldu.

Aslında tüm bu teoriler tekil olarak değerlendirildiğinde bir hiçler. Aralarında en güçlü olan son teori bile “kadınların erkekler tarafından bakıma muhtaç olması” bile aslında sadece bir varsayımdır. Kadınlar hamilelik ve zor zamanlarda bir birine yardım edemez miydi? Nitekim bu Bonobo ve fil toplulukları tarafınca uygulanan bir yöntem. Bu hayvanlarda anaerkil bir toplum söz konusudur. Komün, kadınlar tarafından yönetilmektedir.

Tarihin Oku

 

Demokratlar; fakirlere, yaşlılara ve engellilere yardım etmek için daha fazla vergi toplamayarak, daha adil bir toplum istiyor. Ancak bu, bireylerin paralarını istedikleri gibi harcama özgürlüğünü ihlal ediyor. Paramı çocuğumun daha iyi bir eğitim alması için kullanmak istiyorken, neden zorunlu bir sağlık sigortası yaptır malıyım? Zorunlu sağlık sigortası zor zamanlarda yardımcı olabilir ama yine de ben kendi paramı özgürce harcamak yerine ne satın alacağıma neden başkaları karar versin?

Öte yandan Cumhuriyetçiler, zengin ve fakir arasındaki gelir farkının daha da artacağı ve birçok Amerikalı’nın sağlık hizmetini karşılayamayacağı anlamına gelse bile, bireysel özgürlüğü en üst düzeye çıkarmak istemektedir.

Eğer araştırırsanız her kültür de gerilimler, çatışmalar ve çözülemeyen ikilemler mevcuttur. Uyumsuzluk, kültürün çok önemli özelliğidir. Bilişsel uyumsuzluk, insan ruhunun ikilemleri olarak kabul edilir. Aslında bu durum bir gerekliliktir. Homo Sapiens, çelişkili inanç ve değerlere sahip olamazlarsa, herhangi bir insan kültürünü oluşturmak ve sürdürmek muhtemelen imkansız olurdu.

Bugün, tüm gezegeni bir bütün olarak düşünürüz. Ancak tarihin çoğunda Dünya, izole edilmiş insan dünyalarının galaksisiydi.Birbirlerinden apayrı kültürlere ve yaşam biçimlerine sahip olan insan toplulukları birbirinden habersiz dünyalarda yaşıyordu.

Bu küreselleşmenin en ilginç örneklerinden biri ‘etnik’ mutfak. Şu an isimleri anılınca, “O şurasının mutfağı, bu buraya ait, şu yemeği orada yiyeceksin.” gibi şeyler duyabilirsiniz. Bu yemeklerin tarihine baktığınızda neredeyse çoğu farklı bir kültürden kısa zaman önce ithal edilmiştir.

“Biz onlara karşı” ikili evrimsel bölünmeyi aşan ilk insanlar; tüccarlar, fatihler, peygamberler idi. Bu kulağa tuhaf gelmesin. Tüccarlar için tüm dünya tek bir pazardı ve tüm insanlar da potansiyel müşterilerdi. Fatihler için tüm dünya fethedilmeyi bekleyen bir topraktı ve insanlardı da potansiyel tebaa. Peygamberler için tüm dünyada yalnızca bir hak din vardı. Tüm insanlarsa potansiyel inananlardı. Tüccarlar, fatihler ve peygamberler herkesin her yerde uygulayabileceği sistemler geliştirmeye çalıştı. Küresel vizyon yarattılar.

Paranın Kokusu

 

Takas ekonomisinde, esnaf sattığı ürünlere değer biçmeli ve piyasayı yakından takip ederek kendi ürünün ne ile denk olabileceğini hesaplaması gerekiyordu ki, bu da çok zahmetli bir işti. Onun için paraya ihtiyaç vardı.

Bazı toplumlar parayı kaldırıp, eşitlikçi ve merkezi bir takas sistemi kurmaya çalıştı. En büyük ve en ünlü deney Sovyetler Birliği’nde yapıldı, başarısızlıkla sonuçlandı. “Herkes yeteneğine göre üretip, ihtiyacı kadar alacaktı.” pratiği “herkes olabildiğince az çalışıp, alabilecekleri kadar fazla alabilecekti.” Fakat bazı topluluklarda daha ılımlı ve daha başarılı sonuçlar elde edilebildi. Yine de birçok toplum, çok sayıda kişi birbirine bağlamanın daha kolay bir yolunu buldu “parayı” geliştirdiler.

Para, para ve banknot değildir. Para, insanların mal ve hizmet karşılığında sistematik olarak başka şeylerin değerini göstermek için kullandıkları hisse senedidir.

Varlıklı bir çiftçi, şehrin ortasında güzel bir malikane için mallarını sattığında ve onlarla birlikte başka bir şehre gittiğinde, hedefine ulaşması üzerine, başkasının evi karşılığında ona pirinç. Para buna göre, karşılıklı güven sistemidir ve yalnızca karşılıklı güven sistemi değildir: para, şimdiye kadar tasarlanan en evrensel ve en verimli karşılıklı güven sistemidir.

Kalpazanlık, yalnızca sahte para basma olarak değerlendirilmez. Halkı kandırmanın yanında devletin gücüne ve prestijine açıkça tecavüzdür. Sahte para basanlar havadan para yaparak, parayı basan kişilerin (iktidarın) yerine geçmiş olur.

Herkes paraya inanır, çünkü herkes paraya inanmaktadır. Evet para aslında kağıdın üzerine yapılan resimdir. Fakat onu biz yalnızca ondan ibaret görmüyoruz. Onun bir değeri olduğuna inanıyoruz. O kağıtla koca bir ev satın alabiliyoruz. Çünkü, ev sahibi de inanıyor ki O parayla tatile çıktığında herkes ona hizmet edecek. Ve o hizmet edenlerde bir gün ev alabilecek.

Para en büyük ortak inançtır. Amerika’dan nefret eden Usame bin Ladin Amerikan dolarına inanıyordu. Çünkü onlarla silah satın alabiliyordu. Çünkü silah tüccarı da temin edeceği uyuşturucu üreticilerine verecek, rüşvet için kullanacaktı. Buradaki insanların hepsi paraya inanıyor, çünkü diğerleri de inanıyor. İşte böylece para , herkesi birleştiren en büyük güç oluyor.

İmparatorluk Vizyonları

 

İlk olarak, bu imparator ünvanına hak kazanmak için, her biri farklı bir kültürel kimliğe ve ayrı bir bölgeye sahip olan çok sayıda farklı millete hükmetmeniz gerekmektedir.

İkincisi, imparatorluklar esnek sınırlarla ve potansiyel olarak sınırsız genişleme ile tanımlanır . Temel yapılarını veya kimliklerini değiştirmeden daha fazla ülke ve bölgeyi yutabilir ve sindirebilirler. Günümüzün İngiliz devleti, devletin temel yapısını ve kimliğini değiştirmeden geçilemeyecek sınırlara sahiptir. Bir asır önce dünyadaki neredeyse her yer İngiliz İmparatorluğu’nun bir parçası olabilirdi.

Evrim, Homo Sapiens’i, yabancı düşmanı bir yaratık haline getirmiştir, aynı diğer sosyal memeli hayvanları yaptığı gibi. Sapiens, içgüdüsel olarak insanlığı “biz” ve “onlar” olarak ikiye ayırır.

Dinka dilinde, “Dinka” sadece “insan” anlamına gelmektedir. Dinka olmayan insanlar insan değildir. Dinka’nın düşmanları olan Nuerlerin dilinde “Nuer” kelimesinin Nuer dilinde ne anlama geliyor? “Orijinal insanlar” anlamına gelmektedir.

İngiltere, üzerinde güneşi batırmamak için Dünya’nın her yerini sömürmek için çabaladı. Sovyetler, proletaryanın ütopyacı diktatörlüğünü kurmak için görev yaptılar. Günümüzde birçok Amerikalı, Üçüncü Dünya ülkelerine demokrasinin ve insan haklarının yararlarını sağlamak için iç işlerine karışmayı ahlaki bir zorunluluk olduğuna inanmaktadır.

Din Kanunu

 

Din, insanüstü bir düzende bir inanca dayanan bir insani normları ve değerleri olan sistem olarak tanımlanabilir.

Animistler, insanların diğer canlılardan bir tanesi olduğunu düşünüyorlardı, teistler ise diğer canlıların insanlar için yaratılığını. Aslında, çok tanrılı ve hatta animist dinlerin çoğu “Allahu Ekber” (O, En büyük ilahtır) dedi. Fakat en büyük tanrının yanında başka tanrılar da edindi.

Monoteizmin dışındaki dinlerin en büyük-güçlü tanrıya bakışı; O yüce gücün, ilgi ve önyargıları olmadığı ve bu nedenle insanların sıradan arzularıyla ve kaygıları ile ilgilenmediğidir.

Çok tanrıcılığın içgörüsü, geniş kapsamlı dini hoşgörüye elverişlidir. Çok tanrılı kişiler, bir yandan, yüce ve tamamen ilgisiz bir güce, diğer yandan da birçok kısmi ve önyargılı güce inandıklarından, bir tanrının adanmışlarının diğer tanrıların varlığını ve etkinliğini kabul etmeleri zor değildir. Çoktanrıcılık doğası gereği açık fikirlidir.

Seçkin tabaka genel olarak halkın inançlarını yaşamasını ve geleneklerinin yaşatılmasına onay vermişlerdir. Romalılar mutlulukla Asya Tanrıçası Kibele’yi ve Mısır tanrıçası İsis’i panteonlarına eklediler.

Romalıların uzun süredir tolere etmeyi reddettiği tek tanrı, Hristiyanların tek tanrılı ve değişmez tanrısıydı.  Roma İmparatorluğu, Hristiyanların inanç ve ritüellerinden vazgeçmelerini beklemedi, ancak imparatorluğun koruyucu tanrılarına ve imparatorun kutsallığına saygı duymalarını bekledi. Bu bir siyasi sadakat bildirgesi olarak görülüyordu. Hristiyanlar şiddetle bunu reddetti ve bütün uzlaşma girişimlerini reddetmeye devam etti. Romalılar da onları sürmek ve öldürmek zorunda kalmasının sebebi tebliğlerinin çok sert olmasıydı. Ama yine de tek tanrıcı dinlerden çok daha merhametli idiler.

İsa (gerçekten yaşadıysa) öldürülmesini sağlayanlar, tektanrıcı Yahudilerdi. Roma Kralı onun ölümünü engellemek istedi ama nafile. Tektanrıcılar onu öldürmek için elinden geleni yaptılar.

Yine de, bütün bu zulümlerin kurbanlarını birleştirirsek, bu üç yüzyılda, çok tanrılı Romalıların birkaç binden fazla Hristiyan’ı öldürmediği ortaya çıktı. Kaldı ki her din masum edebiyatı yaparak kendine fan boy toplayabilmiştir. Ve gücü ele geçiren kesim, tarihi bilgileri rahatlıkla manipüle etmiştir. Dindarlar ne kadar sayılarla oynasalar da tek tanrıcı dinler kendi dininin farklı mezhebine mensup diğer dindarları öldürmüş, dinsizleri katletmiş ve yıllar boyunca kin ve nefreti beslemişlerdir. Tek tanrılı dinlere geçiş daha çok radikalleşme sağlamaktan başka pek bir şey yapmamıştır. Hatta sistem bile değişmemiştir diyebiliriz.

Din ve Kanun

 

Eskiden 15-20 farklı tanrıdan medet uman müşrik(putperest), azizlere ve şeyhlere tapmaya başlamıştı. Her bir inanç kendini aslında tek tanrıcı olarak görüyor ama aslında sadece adı değişmiş putperest inançlarıydı. Örneğin, Müslümanlar farklı farklı mezhepler üretmiş ve mezhep alimlerini veya tarikat liderlerini aynı bir tanrı gibi görmekte sadece tanrı diye isimlendirmemektedir. Hristiyanlarsa papayı aşırı kutsallaştırmış durumadadır. Çok nadir kişiler haricinde tüm tektanrıcılar aslında putperestliği yaşamaktadır.

Zerdüştler dünyayı, iyi tanrı Ahura Mazda ve şeytani tanrı Angra Mainyu arasında kozmik bir savaş olarak görüyorlardı. Bu ikilik dualist inancın her konusunda göründü ve bir çok hayat felsefesi belirlemedeki problemlere cevap olabildi. Öyleki tek tanrılı dinler bile kendi hikayelerinde dualist inancın cevaplarından yararlandılar. Mesela cennet ve cehennem gibi kavramlar dualist inançlardan İslam’a ve Hristiyanlık’a taşınmıştır. Onların atası olan Yahudilikte ise ölümden sonra yaşam konusu bulunmaz.

Laik (dinsiz, hayatını dine göre yaşamayan ve hayatı anlamlandırırken dini kullanmayan) kişiler iyilik ve kötülük problemini çözemezken, dinlerin bu konu üzerinde gayet tatmin edici cevapları vardır. Cevap her ne kadar çelişkili olsa da mantıklı gibi gözükmeyi başararak çok rahat bir şekilde kabul edilebilirdi. Fakat laik görüş iyilik ve kötülük problemini henüz cevaplayamamıştır.

Gautama, bu kısır döngüden çıkmanın bir yolu olduğunu buldu. İyi ve kötü gibi kavramları zihinden silip, olanı olduğu gibi algılamayı ve acıdan kurtulmayı hedefledi. Bazen pesimist histen zevk aldığınızı ve hüznü daha da arttırmaya çalıştığınızı fark edebilirsiniz. Bu durumda hüzün size acı değil, keyif verecektir. Sevincin devam etmesini ve yoğunlaşmasını istemeden sevinç yaşarsanız, huzuru kaybetmeden sevinç hissetmeye devam edersiniz.

4 esas öğreti tek bir hayat felsefesinde birleştirildi. İhtiras olmazsa, acı da olmaz. Budizm inancına/felsefesine göre; Acı çekmekten tamamen kurtulmanın tek yolu, arzulardan tamamen kurtulmaktır. Heveslerden kurtulmanın tek yolu, gerçeği olduğu gibi deneyimlemek için zihni eğitmektir.

Modern çağ, liberalizm, Komünizm, kapitalizm, milliyetçilik ve Nazizm gibi bir dizi yeni doğal hukuk dininin yükselişine tanık oldu. Bu dinler, yaşam felsefelerini ve kurallarını doğadan esinlenerek oluşturduğunu iddia ettiler. Bu ideolojilere göre doğanın işleyişini çözerseniz, doğru yolu bulababilirsiniz. Tabi bu modern dinler, geleneksel dinlerin yaptığı gibi olan olayları kendi felsefelerine göre manipüle etti.

Bazı kimseler Komünizm’i, Milliyetçiliği ve benzeri yaşam felsefelerini din olarak tanımlanmasının yanlış olacağı yanılgısında. Din, insanüstü inanca dayanan bir insan norm ve değerleri sistemi olarak kabul ettiğimize göre onları din olarak tanımlamamız gerekmektedir. Mesela Komünizm’in Peygamberi olan Karl Marks tarihi incelemiş ve insanların hep birlikte komünist diktatörlüğünde yaşaması gerek bir devlet kurması gerektiğini bunun zaten kaçınılmaz olduğunu ve o sistemin cennet gibi yer olduğunu iddia etmiştir. Eğer Karl Marks’a inanıyorsanız ve bu durum için cihat ediyorsunuz, dinlerdeki ritüellerin benzerlerini gösteriyor ve dindeki çalışma prensiplerinin benzerlerini bünyenizde barındırıyorsanız bu Komünizm’i din haline geldiğinin bir göstergesidir. Böylece Din tanımında Komünzim’in İslam’dan aşağı bir yanı yoktur.

İnsan organizmasının iç işleyişini inceleyen bilim adamları, ruh bulamadılar. İnsan davranışının, şempanzelerin, kurtların ve karıncaların davranışlarını belirleyen aynı güçlerin – serbest irade yerine hormonlar, genler ve sinapslar tarafından belirlendiğini bilim adamları tarafından giderek daha fazla kabul görüyor.

Yapılan araştırmalar İnsanın iradesi olmadığını, eğer varsa bunun pekte bir değeri olmadığı bilimsel çalışmaların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu durum hayli korkutucudur. Katillerin ve tecavüzcülerin bir suçunun olmadığını, fizik ve biyoloji bilimine göre bunun kaçınılmaz olması görüşü insanın hayata karşı bakış açısını derinden etkilemektedir. Adli ve politik sistemlerimiz büyük ölçüde halının altındaki bu rahatsız edici keşifleri gizlemeye çalışmaktadır. Peki biyoloji bölümünü hukuk ve siyaset bilimlerini ne kadar süre ayrı tutabiliriz?

Başarının Sırrı

 

Ticaret, imparatorluklar ve evrensel dinler, nihayet dünyanın tüm Sapienslerini bugün içinde yaşadığımız küresel dünyada birleştirdi. Bu genişleme ve birleşme süreci, durağan ve pürüzsüz değildi. Çok sayıda küçük kültürden az sayıda büyük kültüre ve en sonunda tek bir küresel topluma geçiş, insanlık tarihinin dinamiklerinin kaçınılmaz bir sonucuydu.

Tarihteki her an bir dönüm noktasıdır. Geçmişten bugüne tek bir yol gelir, ancak bugünden geleceğe giderken çatallaşarak sonsuz sayıda seçenek sunar. Tarih, ikinci seviye bir kaostur. Bu da onun tahmin edilmesini imkansızlaştırmaktadır.

Tarihte çok sayıda olasılık vardır ve bu olasılıkların çoğu hiç gerçekleşmemiş durumdadır.

Cehalet Keşfi

 

Geçtiğimiz beş yüz yıl, insan hâkimiyetinin daha önce görülmemiş olağanüstü bir yükselişine tanık oldu. 1500 yılında dünyada yaklaşık 500 milyon Homosapierıs vardı. Bugünse bu sayı tam 7 milyardır.

İslam, Hristiyanlık, Budizm ve Konfüçyusçülük gibi modern öncesi bilgi gelenekleri, dünyayla ilgili önemli olan her şeyi bildiklerini iddia ettiler.

Eski bilgi gelenekleri sadece iki tür cehalet olduğunu kabul ettiler. Birincisi, birey’in cehaletiydi. Gerekli bilgiyi alması için yapması gereken tek şeyse daha bilgili birine sormaktı; henüz kimsenin bilmediği bir şeyi keşfetmeye zaten gerek yoktu. İkincisi, bir önemsiz şeyleri bilmemesiydi. Eski tanrıların veya bilge kişilerin bize anlatmadığı şeyler, tanım gereği önemsizdi. Eğer önemli olsaydı zaten anlatırlardı.

Modern bilim ise kendine özgü bir bilgi geleneğine sahiptir, zira en önemli sorularla ilgili kolektif cehalet kabul edilir. Darwin hiçbir zaman kendisinin “Biyologların mührü” olduğunu ve hayatın sırrını tam olarak ve ebediyete dek çözdüğünü iddia etmemiştir. Yüzyıllar süren yoğun bilimsel araştırmalardan sonra biyologlar beynin nasıl bilinç geliştirdiği konusunda hâlâ iyi bir açıklamaları olmadığını itiraf etmektedirler.

Cehaleti itiraf etmek modern bilimi önceki tüm geleneklerden daha dinamik, esnek ve sorgulayıcı kılarken, dünyanın nasıl işlediğini anlamak ve yeni teknolojiler geliştirmek konusundaki kapasitemizi olağanüstü derecede artırmıştır.

Bilim ve İmparatorluğun Evliliği

 

Birçok kültür, modern çağlardan çok daha önce dünya haritaları çizdi. Açıkçası, hiçbiri dünyanın bütününü bilmiyordu. Hiçbir Afro-Asya kültürü Amerika’yı ve orada yaşayan diğer Sapiens ırklarını bilmiyordu ve hiçbir Amerikan kültürü, Afro-Asya’yı bilmiyordu.

Yabancı bölgeler basit bir şekilde bırakılmış ya da hayali canavarlarla ve mucizevi yaratıklarla doluydu. Bu haritaların hiç boş alanları yoktu. Tüm dünyaya biliyorlarmış izlenimi veriyorlardı.

15. yüz yıllarında Avrupalılar, çok sayıda boş alan içeren dünya haritaları çizmeye başladılar. Boş haritalar, meraklı insanların iştahını kabarttı.

Amerika’nın keşfi, Bilimsel Devrim’in temel olayıydı. Aztek İmparatorluğu son derece merkezi bir politika idi ve bu benzeri görülmemiş durum onu felç etti. Ve kısa bir süre içinde Amerika, Kaşif Avrupalıların eline geçti. Yerli halk köle edildi, öldürüldü veya çok değişen şartlara dayanamayıp bir şekilde ölümü gerçekleşti. Çok kısa zamanda koca kıtadan silinip gittiler.

Kapitalist Creed

 

Bankaların sahip oldukları her dolar için 10 dolar borç vermelerine izin verilir. Bu, banka hesaplarımızdaki tüm paranın yüzde 90’ının hayali para olduğu anlamına gelmektedir.

Modern ekonomi öncesi yatırım durgundu. Parası olan ve mal varlığı olan onu saklamaya ve koruma altına almaya çalışıyordu. Para vereceği zaman temkinliydi. Krediler kısıtlı olduğundan dolayı faizle para almakta bir hayli istenilmeyen bir durumdu.

Bugün dünyada, hükümetlerin, ticari şirketlerin ve özel şahısların mevcut gelirini çok aşan, büyük, uzun vadeli hem de düşük faizli kredileri kolayca alabilecekleri çok fazla banker ve yatırımcı mevcut.

Smith şu yeni argümanı yaptı: bir ev sahibi, bir dokumacı veya bir ayakkabıcı kendi ailesini sürdürmek için ihtiyaç duyduğundan daha fazla kar elde ettiğinde, fazlalığını, daha fazla asistan istihdam etmek için karını daha da artırmak için kullanır. Ne kadar fazla kar ederse, o kadar fazla asistan işe alabilir. Özel girişimcilerin karındaki artışın, kollektif refah ve refahtaki artışın temeli olduğunu iddia ediyor.

Bu, kârın adil bir şekilde kazanılmasını veya adil bir şekilde dağıtılmasını garanti edemez. Aksine, karı ve üretimi artırma özlemi, insanları yoluna girebilecek her şeye körleştirir. Büyüme yüce bir iyiye dönüştüğünde, diğer etik düşüncelerle sınırlandırılmamışsa, kolayca felakete yol açabilir.

Atlantik köle ticareti, Afrikalılara karşı ırkçı nefretten kaynaklanmadı. Hisseleri alan bireyler, onları satan brokerlar ve köle ticaret şirketlerinin yöneticileri nadiren Afrikalıları düşündü. Şeker tarlalarının sahipleri de kendi karlarını maksimize etmenin peşindeydi. Birçok mal sahibi yatırımlarından uzakta yaşadı ve talep ettikleri tek bilgi, net kâr ve zarar defteri idi.

Sanayinin Tekerlekleri

 

Modern ekonomi, geleceğe olan güven ve kapitalistlerin kârlarını tekrar üretime yatırmasıyla büyür, ama bu yinede yeterli değildir. Ekonomik büyüme enerji ve hammadde ihtiyacını da beraberinde getirir ve bu kaynaklar sınırlıdır; dolayısıyla bu kaynaklar tükendiğinde tüm sistem çökecektir.

Öte yandan, geçmişe baktığımızda görürüz ki, kaynakların sınırlılığı yalnızca kağıt üzerinde geçerli bir durumdur. Önceden düşünülenin aksine, insanlığın enerji ve hammadde kullanımı geçtiğimiz yüzyıllarda artarken, bu kaynaklan sömürme becerisi ve kapasitesi de artmıştır.

Kalıcı Bir Devrim

 

Sanayi Devrimi, zaman çizelgesini ve montaj hattını neredeyse bütün insan faaliyetleri için bir şablon haline getirdi. Fabrikalar zaman zamanlarını insan davranışlarına dayattıktan kısa bir süre sonra, okullar da kesin tarifeleri benimsemiş, bunu hastaneler, devlet daireleri ve marketler izlemiştir . Montaj hatları ve makinelerden yoksun olan yerlerde bile zaman çizelgesi kral oldu. Fabrikada vardiya 5’de sona ererse, yerel pub 05:02 itibariyle işletmeye açılmalıydı.

Endüstri Devrimi’nden önce çoğu insanın günlük yaşamı, üç antik çerçevede seyrini sürdürdü: çekirdek aile, geniş aile ve yerel samimi topluluk. * Çoğu insan aile işinde çalıştı – aile çiftliği veya aile atölyesi, örneğin – veya komşularının aile işletmelerinde çalıştılar. Aile aynı zamanda refah sistemi, sağlık sistemi, eğitim sistemi, inşaat endüstrisi, sendika, emeklilik fonu, sigorta şirketi, radyo, televizyon, gazeteler, banka ve hatta polisdi.

Ancak tarih boyunca, bu tür hayal edilen topluluklar, birbirlerini iyi tanıyan birkaç düzine insanın samimi topluluklarına samimi bir şekilde oynadılar. Samimi topluluklar, üyelerinin duygusal ihtiyaçlarını karşıladı ve herkesin hayatta kalması ve refahı için şarttı. Son iki yüzyılda, samimi topluluklar, hayal kırıklığına uğramış toplulukları duygusal boşluğu doldurmaya bırakarak geri çekildi .

Bu tür hayali toplulukların yükselişine en önemli iki örnek ülke ve tüketici kabilesidir.

Son yıllarda, ulusal topluluklar, birbirlerini yakından tanımayan ancak aynı tüketim alışkanlıklarını ve çıkarlarını paylaşan ve bu nedenle aynı tüketici kabilesinin bir parçası olarak hisseden ve bu şekilde kendilerini tanımlayan müşteri kabileleri tarafından giderek daha fazla tutulmaktadır. Kulağa çok garip geliyor, ama örneklerle çevriliyiz. Örneğin, Madonna hayranları tüketici kabilesidir. Kendilerini büyük ölçüde alışveriş yaparak tanımlarlar. Madonna konser biletleri, CD’ler, posterler, gömlekler ve zil sesleri satın alırlar ve böylece kim olduklarını tanımlarlar.

2000 yılında, savaşlar 310.000 kişinin ölümüne neden oldu ve şiddetli suçlar 520.000 kişiyi daha öldürdü. Her kurban, yıkılan bir dünya, bir aile mahvolmuş, arkadaş ve akrabalar ömür boyu yaralı. Yine de, bu 830.000 mağdur, makro açıdan bakıldığında, 2000 yılında ölen 56 milyon insanın sadece yüzde 1,5’ünü oluşturuyordu. O yıl 1.26 milyon insan, araba kazalarında öldü (toplam ölümlerin yüzde 2.25’i) ve 815.000 kişi intihar etti (yüzde 1.45). .

1964 yılında Brezilya’da bir askeri diktatörlük kuruldu. 1985 yılına kadar ülkeyi yönetti. Bu yirmi yıl boyunca, birkaç bin Brezilyalı rejim tarafından öldürüldü. Binlerce kişi daha hapsedildi ve işkence gördü. Yine de, en kötü yıllarda bile, Rio de Janeiro’daki ortalama Brezilya’nın insan ellerinde ölme olasılığı, Waorani, Arawete veya Yanomamo’nun ortalamalarına göre, Amazon ormanlarının derinliklerinde yaşayan, ordusu, polisi veya hapishaneler. Antropolojik çalışmalar, erkeklerinin dörtte biri ile yarısı arasında er ya da geç mülk, kadın ya da prestijle ilgili şiddetli çatışmalarda öldüğünü göstermiştir.

Oysa Sovyet seçkinleri ve Komünist rejimler doğu Avrupa’nın çoğundan (Romanya ve Sırbistan istisnalardı) bu askeri gücün küçük bir kısmını bile kullanmamayı seçtiler. Üyeleri Komünizmin iflas ettiğini anlayınca güçlerini bıraktılar, başarısızlıklarını kabul ettiler, bavullarını topladılar ve eve gittiler. Gorbaçov ve meslektaşları, yalnızca İkinci Dünya Savaşı’nın Sovyet fetihlerini değil, aynı zamanda Baltık, Ukrayna, Kafkaslar ve Orta Asya’daki daha eski Çarlık fethlerini de mücadele etmeden vazgeçtiler. Gorbaçov Sırp liderliği ya da Cezayir’deki Fransızlar gibi davranmış olsaydı neler olabileceğini düşünmek ürkütücüdür.

Çünkü gerçek barış, savaşın sadece yokluğu değildir. Gerçek barış, savaşın imkansızlığıdır. Dünyada hiç gerçek barış olmadı. 1871 ve 1914 arasında, bir Avrupa savaşı makul bir olasılık olarak kaldı ve savaş beklentisi de orduları, politikacıları ve sıradan vatandaşları düşünmeye hükmediyordu .

Bugün insanlık, orman kanununu bozdu. Nihayet gerçek barış var, sadece savaşın olmaması. Çoğu politika için, bir yıl içinde tam kapsamlı bir çatışmaya yol açan makul bir senaryo yoktur. Gelecek yıl Almanya ile Fransa arasında savaşa ne yol açabilir?

Tüm barış ödüllerini sona erdirmek için Nobel Barış Ödülü, Robert Oppenheimer’e ve atom bombasının arkasındaki mimarlarına verilmelidir. Nükleer silahlar, süper güçler arasındaki savaşı toplu intihara dönüştürdü ve silahların dünyaya egemenliğini aramayı imkansız hale getirdi.

Tarihin çoğu için, politikalar düşman bölgelerini yağmalayarak ya da ekleyerek kendilerini zenginleştirebilirdi. Zenginliklerin çoğu tarla, sığır, köle ve altın gibi maddi şeylerden oluşuyordu, bu yüzden yağmalamak ya da işgal etmek kolaydı. Günümüzde servet, temel olarak insan sermayesi ve örgütsel teknik bilgiden oluşmaktadır. Sonuç olarak, onu askeri güçle ele geçirmek ya da fethetmek zordur .

Çinliler Kaliforniya’ya silahlı bir istila kurarlarsa, San Francisco sahillerinde bir milyon asker toplarlarsa ve iç bölgelere saldırırlarsa ne olurdu? Çok az kazanacaklardı. Silicon Valley’de silikon mayını yok. Zenginlik, Google tanklarının ve Hollywood senaryo doktorlarının , yöneticilerinin ve özel efekt sihirbazlarının kafasında , Çinli tanklar Sunset Bulvarı’na girmeden çok önce Bangalore veya Mumbai’ye ilk uçakta olacaktı.

Irak’ta Kuveyt istilası gibi dünyada halen devam eden birkaç tam ölçekli uluslararası savaşın, servetin eski moda maddi zenginlik olduğu yerlerde meydana gelmesi tesadüf değildir. Kuveytli şeyhler yurt dışına kaçabildiler, ancak petrol sahaları kapalı kaldı ve işgal edildi.

Ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar

 

Son birkaç on yıl insanlık için eşi görülmemiş bir altın çağ olmasına rağmen, bunun tarihin akımlarında köklü bir değişime mi yoksa geçici bir talihte bir eddy’ye mi ulaştığını bilmek için çok erken.

Fakat hepsinin en önemli bulgusu, mutluluğun gerçekten servet, sağlık ve hatta toplumun nesnel koşullarına bağlı olmamasıdır. Aksine, nesnel koşullar ve öznel beklentiler arasındaki korelasyona bağlıdır Bir bullock-arabası ve bir bullock-arabası almak istiyorsanız, içerikten hoşlanırsınız. Yepyeni bir Ferrari istiyorsanız ve sadece ikinci el bir Fiat’a sahip olmaktan mahrum hissediyorsanız.

Bu nedenle piyangoyu kazanmak, zaman içinde insanların mutluluğu üzerinde zayıflatıcı bir araba kazasıyla aynı etkiye sahip. İşler düzeldiğinde beklentiler balonlaşır ve sonuç olarak nesnel koşullardaki dramatik gelişmeler bile bizi tatminsiz bırakabilir.

Sonuçta, şempanze kuzenlerimiz nadiren yıkanır ve kıyafetlerini asla değiştirmez. Evcil hayvan köpeklerimiz ve kedilerimizin günlük olarak duş almadığı veya paltolarını değiştirmediği gerçeğinden de iğrenmiyoruz. Patlar, sarılır ve hepsini aynı şekilde öperiz.

Mutluluk beklentilerle belirlenirse, o zaman toplumumuzun iki ayağı – kitle iletişim araçları ve reklam endüstrisi – istemeden dünyanın memnuniyet rezervlerini tüketiyor olabilir .

Bilimin, tüm hastalıklar için tedaviler, etkili yaşlanma karşıtı tedaviler ve insanları süresiz olarak genç tutan rejeneratif tedavilerle geldiğini varsayalım. Her ihtimalde, hemen sonuç, benzeri görülmemiş bir öfke ve endişe salgını olacaktır.

Bazı araştırmacılar insan biyokimyasını, sıcaklığı sabit tutan, sıcak hava dalgası veya kar fırtınası yapan bir iklimlendirme sistemi ile karşılaştırır. Olaylar anlık olarak sıcaklığı değiştirebilir, ancak klima sistemi sıcaklığı daima aynı ayar noktasına getirir.

Çocuk yetiştirme işini üstlenin. Kahneman, sevinç anlarını ve angarya anlarını sayarken, bir çocuğu yetiştirmenin oldukça nahoş bir mesele olduğunu ortaya çıkardı. Büyük ölçüde bebek bezlerini değiştirmek, bulaşıkları yıkamak ve kimsenin yapmayı sevmediği öfke krizleriyle uğraşmaktan ibarettir. Yine de çoğu ebeveyn, çocuklarının temel mutluluk kaynağı olduğunu beyan eder. Bu, insanların kendileri için neyin iyi olduğunu bilmediği anlamına mı geliyor?

Bu bir seçenek. Bir diğeri, bulguların mutluluğun, tatsız anlara göre hoş bir artı olmadığını gösterdiğidir. Aksine, mutluluk insanın hayatını bütünüyle anlamlı ve değerli görmeye dayanır.

Hayatının anlamlı olduğunu söyleyen bilim adamı, çünkü insanın bilgi deposunu, yaşamının anlamlı olduğunu ilan eden asker, anavatanını savunmak için mücadele ettiğinden, vatanını savunmak için savaştığını ve yeni bir şirket kurmakta anlam bulan girişimciden daha az yanıltıcı olmadığını söylüyor. Kutsal yazıları okumak, bir haçlı seferine girmek veya yeni bir katedral inşa etmek anlamını bulan ortaçağ meslektaşları.

Kişisel anlatım etrafımdaki insanların anlatılarına uygun olduğu sürece, kendimi hayatımın anlamlı olduğuna ikna edebilir ve bu inançta mutluluk bulabilirim.

Bu kadar geçici ödüller kazanmanın nesi bu kadar önemli? Neden ortaya çıkar çıkmaz ortadan kaybolan bir şeyi elde etmek için neden bu kadar zorlanıyorsunuz? Budizm’e göre, acının kökü ne acı hissi, ne de üzüntü, hatta anlamsızlıktır. Aksine, acı çekmenin asıl kökü, hiç bitmeyen ve anlamsız geçici duyguların peşinde koşmasıdır; bu, sürekli bir gerginlik, huzursuzluk ve memnuniyetsizlik durumunda olmamıza neden olur.

Homo Sapiens’in Sonu

 

Örneğin, Alzheimer hastalığı için bir yan fayda olarak, sağlıklı insanların hatıralarını çarpıcı bir şekilde iyileştirebilecek bir tedavi geliştirirsek ne olur? İlgili araştırmayı kimse durdurabilir mi? Tedavi geliştirildiğinde, herhangi bir yasa uygulayıcı kurum Alzheimer hastaları ile sınırlandırabilir ve sağlıklı insanların süper anılar elde etmek için kullanmasını engelleyebilir mi?

Başka bir olasılık düşünün – beyninizi taşınabilir bir sabit sürücüye yedekleyebilir ve ardından dizüstü bilgisayarınızda çalıştırabileceğinizi varsayalım. Dizüstü bilgisayarınız bir Sapiens gibi düşünebilir ve hissedebilir mi? Eğer öyleyse, sen mi yoksa başkası olur mu? Bilgisayar programcıları, tamamen yeni ama dijital bir zihin, bilgisayar kodundan oluşan, öz, bilinç ve hafıza duygusu ile tamamlanmış bir zihin yaratabilirse? Programı bilgisayarınızda çalıştırırsanız, bir kişi olur mu? Silersen, cinayetle suçlanabilir misin?

Nükleer çağ 1940’larda patlak verdiğinde, 2000 yılının gelecekteki nükleer dünyası hakkında birçok tahmin yapıldı. Sputnik ve Apollo II dünyanın hayal gücünü ateşlediğinde herkes yüzyılın sonunda insanların yaşayacağını öngörmeye başladı. Mars ve Pluto’daki uzay kolonilerinde. Bu tahminlerin çok azı gerçekleşti. Öte yandan, kimse interneti önceden görmedi.

Yapabileceğimiz tek şey, bilim adamlarının aldıkları yönü etkilemek. Ancak yakında isteklerimizi de yapabileceğimize göre, karşımızdaki asıl soru ‘Ne olmak istiyoruz?’ Değil, ‘Ne istiyoruz?’ Bu sorudan korkmayanlar muhtemelen yeterince düşünmemişlerdir.

Bu özet, öğrenmek ve ders materyali olarak kullanılması için özel olarak hazırlanmıştır. Şu linki Özel Sapiens kaynak olarak göstermek kaydıyla muhtelif mecralarda kullanımı serbesttir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı